Bu Ay Neler Okudum/İzledim?] Aralık│17


O K U D U K L A R I M

  1. Baştan Çıkarma Seansları ⭐⭐⭐⭐
  2. Sevgili Bay Daniels ⭐⭐⭐⭐
  3. Gözlerindeki Canavar ⭐⭐⭐⭐
  4. Ruhumdaki Canavar ⭐⭐⭐⭐
  5. Momo ⭐⭐⭐
  6. Egomanyak ⭐⭐⭐⭐
  7. Arzunun Efendisi ⭐⭐⭐⭐
  8. Sevgi Masalı ⭐⭐
  9. Kalbim Unut Bu Şiiri ⭐⭐⭐
  10. Belki Yine Gelirim ⭐⭐⭐
  11. Hasretinden Prangalar Eskittim ⭐⭐⭐⭐
  12. Üstü Kalsın ⭐⭐⭐⭐
  13. Üvercinka ⭐⭐⭐⭐
  14. Yalnızlık Paylaşılmaz ⭐⭐⭐⭐
  15. Lolito ⭐⭐
  16. Circle (Manga) ⭐⭐⭐⭐⭐
  17. 110-Ban wa Uketsukemasen! (Manga) ⭐
  18. 5 Second (Manga) ⭐
  19. Menüde Tatlı Aşk (Harlequin) ⭐⭐⭐
  20. Pembe Rüya (Harlequin) ⭐⭐⭐
  21. Ansızın Yaz ⭐⭐⭐

İ Z L E D İ K L E R İ M



 


Uzay Oyunları (Ender's Game) ⭐⭐⭐⭐⭐
Çelik Yumruklar (Real Steel) ⭐⭐⭐⭐⭐
Sokak Kedisi Bob (A Street Cat Named Bob) ⭐⭐⭐
Escape Plan (Kaçış Planı) ⭐⭐⭐⭐⭐
Person Of Interest ( 3. ve 4. Sezon) ⭐⭐⭐⭐⭐
Pinterest shareGoogle Plus share

MOMO │YORUM



Görsel alıntıdır. 
Kaynak; KAYIP RIHTIM


Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.
 
Momo, büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yoktur. Ancak olağanüstü bir yeteneği vardır: Momo, muhteşem bir dinleyicidir ve bunun için oldukça bol zamanı vardır.

Bir gün hayaletimsi topluluk “duman adamlar” ortaya çıkar. İnce hesaplı planlar kurup insanların zamanını çalarlar. Onları durduracak tek kişiyse Momo’dur.

Momo elinde bir çiçek, koltuğunun altında bir kaplumbağa ve gizemli Hora Usta’nın da yardımıyla koskoca duman adamlar ordusunun karşısında tek başına durur. Acaba Momo, zamanı çalan adamları tek başına alt edebilecek midir?
______________________________________

#kitapyorumu || MOMO


"Bütün yaşam bir hikayedir ve biz de onun içindeyiz."

Momo, beni zorlayan ve aslında yorum yapmak istemediğim bir kitaptı. Ama kitabı bitirince bir kaç şey söylemek istediğime karar verdim.

Momo, tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Ben başta erkek zannediyordum. Kapağa bakarsak öyle ama, sonra kız olduğunu öğrendim.Kimsesi ve hiçbir şeyi olmayan bir kız. Ama bir özelliği var. O da iyi bir dinleyici olması.

Momo iyi bir dinleyici olduğu için yanına bir çok insan geliyor, dertlerini anlatıp gidiyor. Momo ise sadece dinliyor. Günümüz problemlerinden biri olan "karşımızdakini dinlememe" sorununu Momo'nun bu özelliği alt ediyor. 

Momo'nun bir çok arkadaşı var. Kitap içinde bir çok kısa öykü ile karşılaşıyoruz. Momo ve arkadaşları birbirlerine hikaye anlatarak, canlandırarak günlerini geçirirken bir gün ortaya zaman hırsızı olan "Duman Adamlar" çıkıyor. Bu Duman Adamlar insanların zamanlarından tasarruf adı altında aslında onların zamanlarını çalıyorlar. 

İnsanların kısa zamanda yapacak o kadar işleri oluyor ki bu Duman Adamlar sayesinde artık eskiden yaptıkları şeyleri yapamaz oluyorlar. Daha mutsuz, daha sinirli ve daha huzursuz oluyorlar. Derken bir gün Momo Hora Usta ile karşılaşıyor. Ve bu ikili tüm insanlığı kurtarmak için Duman Adamlar'a karşı savaş açıyorlar.

Sonuç ise kazanıyorlar. İnsanlara zamanlarını geri veriyorlar ve her şey eskisi gibi kaldığı yerden devam ediyor. İnsanlar artık daha mutlu ve daha huzurlu..

Yazarın fantastik ögelerle ve masalsı anlatımıyla vermek istediği mesajı takdir ediyorum. Ama okurken çok sıkıldım. Kısa bir kitap olmasına rağmen beni yoran bir kitap oldu. İçerisinde sevdiğim kısımlar elbette oldu. Özellikle Momo'nun kaplumbağa ile olan sahneleri, diyalogları çok hoşuma gitti.  Ama onun dışında beni biraz hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu. Çünkü bu kitap için çok umutluydum. Çıktığı günden beri deli gibi merak ediyordum. Ama ne yazık ki aradığımı bulamadım.
Pinterest shareGoogle Plus share

Arzunun Efendisi │YORUM


Bir Tutku Rüyasından Uyanış...
Güzeller güzeli Leydi Emily'nin hayallerini heyecanlı bir aşk ve mutlu bir evlilik süslemektedir. Savaştaki bir İngiliz lordunun en küçük kızı olan Emily, babasının şatosuna gelen gizemli bir yabancıdan çok etkilenir. Bu nefes kesici adamın Emily'nin hasretini çektiği beyaz atlı prens olma ihtimali var mıdır? Ravenswood Kontu Draven de Montague gerçekten de Emily için gelmiştir... ama bunun aşkla hiçbir ilgisi yoktur.
Düşmanın Şefkatli Kollarında...
Birbiriyle kavgalı olan iki soylu ailenin arasında barışı sağlamak adına kral, düşmanının kızını bir seneliğine alıkoymasını emretmiş olmasa, Draven'ın en büyük rakibinin evine adım atması söz konusu bile değildir. 
Ama kralın sözü kanundur ve Draven gidip düşmanının kızını teslim alır. Ancak en kötüsü, bu kızın, Draven'ın hiç kimsenin kendisini baştan çıkararak kalbine girmesine izin vermeyeceğine dair ettiği yemini bozmasına yol açabilecek kadar güzel bir varlık olmasıdır. Emily tutkusunun ateşiyle bu mağrur savaşçının savunmasını yakıp kül edebileceğinin farkındadır. Ancak Draven'ın tatlı dudakları ile cesur, tutkulu dokunuşlarının teslimiyeti, her ikisini de kavurup yok edecek kadar sıcak bir ateş yakarsa ne yapacaklardır?
____________________________________________________________


#kitapyorumu || Arzunun Efendisi

Çok güzel bir kitaptı.. ♥️ Emily'nin Draven'a olan aşkına, bağlılığına, onu ikna etme çabalarına, cesaretine ve sevecenliğine hayran kaldım. Draven, geçmişte yaşadığı problemler yüzünden kendini sadece savaşmaya programlanmış bir şövalye olarak görüyor. Onun dışında her şeyi boş ve anlamsız görüyor. Mal varlığı yerinde olsa da hiç bir lüksü yok. Gülmüyor, pek uyumuyor her an tetikte.. Bunda lanet babasının etkisi büyük tabi.. Draven'ın hikayesini okuduğumda üzülmemek elde değil. Hele bazı sahnelerde gözlerim doldu. 


Emily ve kardeşleri ise annelerinin ölümünden sonra babalarının gözetiminde büyümüş, babaları onları gözünden sakınır bir halde büyütmüş. Haliyle sınırlı bir alanda yaşam sürmüşler. Ama bir gün yolları Lord Draven ile kesişince Emily bunu bir fırsata döndürmekte oldukça kararlı. 


Emily'nin tek istediği kendi yuvasını kurup, bir aile olmak. Eh, Draven'ı görünce de eline bir fırsat geçmiş oluyor. İşin aslı öyle değil aslında.. İkisi de birbirlerini ilk gördükleri anda etkileniyorlar birbirlerinden. Draven ondan uzak durmaya çalışsa da Emily'nin onu ikna etme çabaları sonunda meyvesini veriyor. 


Draven'in kahramanlığına ve cesaretine, fedakarlığına hayran kaldım. Ama Emily'nin hakkını yememek lazım. Hikayenin kilit noktası o. Ve Emily olmasaydı Draven geçmişin bağlı kalıp, kaybolup giderdi sanırım.

Yaa, cidden çok güzeldi. İkili arasındaki diyaloglar, didişmeleri, birbirlerine meydan okumaları, Draven'ın inadı ve Emily'nin aşkı çok güzeldi. Yazar, duyguları çok iyi hissettirmiş. Birbirlerini keşfetme çabalarını okumak hem güzel hem de keyif veren bir serüvendi. Emily'nin kararlı tavrından ödün vermemesi ve kitap boyunca çizgisini aşmaması yönüyle kalbimi çaldı. Kadın ne istediğini biliyor anlatabiliyor muyum? Hedefe kilitleniyor. Çok güzel seviyor. Daha ne olsun, yahu! ♥️ 


Sherrilyn Kenyon daha önce hiç okumadım ama Historical Romance türünde bu kadar iyiyse diğer kitaplarının da öyle olduğuna eminim. Kitabın son bölümü ise o kadar güzeldi ki.. Yüzümde aptal bir sırıtış ile bitirdim satırları. ♥️ 

Son olarak Historical Romance severlerin bu yazarı ve kitabı kesinlikle kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum. ♥️
Pinterest shareGoogle Plus share

Egomanyak │Alıntılar



"Havalı restoranlarda yemek yemekten hoşlanmıyor olabilirim ama her zaman doyurulacaksın ve açık saçık laflarla çığlık atan kişi sen olana kadar seni yiyeceğim." İşte bu, kesinlikle işime gelirdi. (229)

___________

"Çizgiyi mi aştım?" Yanağımı okşadı. 
"Hayır bebeğim. Çizgiyi aşmadın." 
"Çok sessizsin. Canını sıktım sandım."
"Sadece düşünüyorum." 
"Neyi?" 
"Kendimi ne kadar da çok evimdeymişim gibi hissettiğimi ve bir haftadır daireme ayak bile basmadığımı." (262)

___________


"Burası ne güzel kokuyor." 
"Umarım lazanya seviyorsundur." 
"En sevdiğim ikinci yemek." 
"Birincisi ne?" 
Arkama gelip saçımı bir yana çekti ve ensemi öptü. Söylediği kelime tenimde titreşti. "Sensin." (266)

____________

"Bahçeli, küçük bir kiralık ev buldum. Belki gelip görürsün, daha büyük bir şey isteyip istemediğimize karar verebiliriz." "Altı aydır bu ayakkabı kutusunda yaşıyorum, başka her yer daha büyük görünecektir." 
"Üç yatak odası, büyük bir küveti var ve ev sahibi istersem odaların rengini değiştirebileceğimi söyledi." 
"Hayatına renk katmama izin vereceğini mi söylüyorsun?" "Zaten kattın diyorum. Sen siyah beyaz dünyamdaki kırmızımsın." (304)

____________

"Neye bakıyorsun?" 
"Hayatıma." 
"Öyle mi?" Beni çevirip tatlı bir öpücük kondurdu. "Şimdi ben de benimkine bakıyorum." 
Kalbim eridi. "Benimle tatlı tatlı konuşmanı seviyorum." 
"Dün gece seninle edepsizce konuşmamı seviyordun." Kollarımı boynuna doladım. "Belki de sadece seni seviyorumdur." 
"Ben epey harikayım." 
Gözlerimi devirerek kahkaha attım. "Egomanyak." (307)

Pinterest shareGoogle Plus share

Egomanyak │Yorum


Drew Jagger’la tanıştığım akşam, Park Avenue’daki yeni ofisimi ilk kullanışımdı. Dövüş hareketlerimi üstünde denemeden hemen önce 911 aradım. Beni hızlıca alaşağı etti, sonra onu dövmeye girişmeme güldü. Ofisime izinsiz giren kişi tabii kendini beğenmiş olacaktı, ne bekliyordum ki? Fakat ofise izinsiz giren o değilmiş. Benmişim. Ofisi kiralarken dolandırılmıştım. Tamamen zıt kişilerdik. Drew öfkeli, inanılmaz yakışıklı ve ilişkileri bitiren biriydi. Benim işim ise insanların evliliklerini kurtarmalarında yardımcı olmaktı. Aramızda ortak olan tek şey, aynı ofisi kullanıyor olmamızdı. Bir de gün geçtikçe inkâr etmesi zorlaşan çekimimiz.
______________________________________________

Bir Evlilik Terapisti ile Boşanma Avukatı bir araya gelirse ne olur?
Eğlenceli bir hikaye ortaya çıkar.

Çok tatlı, insanın içini ısıtan ve yüzünde aptal bir gülümseme ile kendini okutan bir kitap oldu Egomanyak. Okurken cidden büyük keyif aldım. ♥️

Drew'un ağzı bozuk hallerini eğlenceli buldum. Bazen de beni baydı. Ama sonra tanıdıkça ve onun iç dünyasına bakınca sevdim. En az Chase karakteri kadar sevdim. Drew'un geçmişte yaşadığı sorunlar yüzünden ikili ilişkilere karşı bir ön yargısı, güvensizliği var. Ama tam bu noktada devreye Emerie giriyor. Ve Drew kelimenin tam anlamıyla tır çarpmışa dönüyor.  Başta aralarında çekim oluyor. Elbette bu kaçınılmaz. Ama sonra birbirleri ile vakit geçirdikçe ve birbirlerini tanıdıkça aşk kaçınılmaz oluyor haliyle.. 

İşin içinde elbette aile draması vardı. Bu tarz kurgularda olmazsa olmaz zaten. Klişe de denilebilir. Ama seviyorum ben bu tarz kurguları. Aile dramasını, sorunlu karakterleri okumayı seviyorum. 

Baldwin ve Alexa'ya çok sinir olduğumu belirtmek isterim. Yani karşımda canlı kanlı insan olsalar bir kaşık su da boğarım. O derece irite ettiler beni. Drew'un Alexa'ya kendinden ödün vermesi beni biraz gıcık etti. Ağırlığını koyması gerekiyordu. Bu kadar taviz vermemeliydi. Baldwin'in ise Emerie'yi yedek kulübesinde görmesi, yani onu elinin altında tutması çok sinir bozucuydu. Böyle karakterlerden cidden nefret ediyorum. Neyse ki Drew geldi de Emerie'yi büyük bir hata yapmaktan kurtardı. 

Drew ile Roman arasındaki dostluğa ise hayran kaldım. Küçücük bir olay sarsılmaz bir dostluğun oluşmasına sebep olmuş. Onların hikayesi de güzeldi.  Hikayede bir yerden sonra işler sarpa sarıyor tabi.. Drew'un güven problemi var ve bu yüzden az kalsın işleri batırıyordu. Neyse ki sonunda aklı başına geldi de işler yoluna girdi. 

Patron kadar sevdim Egomanyak'ı.. Vi Keeland kalemini sevdiğim ve takip edeceğim yazarlardan biri. Yazdığı karakterleri ve kurguları seviyorum. Bu tarz eğlenceli, sevgi dolu ve tutku içeren romansları okumayı seviyorsanız kesinlikle bir şans vermelisiniz. (= 

_________________________________________

“Kendini beğenmiş, ağzı bozuk bir avukat ile insanlara ağzının payını veren, ateşli kadın karakterin tartışmaları, birbirlerine âşık olmaları ve romanın duygusal sonu yüzünden BU KİTABA ÂŞIK OLDUM! Aralarındaki tartışmalara gülmekten karnıma ağrılar girdiğini de unutmamak lazım. Eğer içine kaçmak istediğiniz bir aşk romanı arıyorsanız, bunu kesinlikle tavsiye ederim!” 
—Aestas Book Blog

“Bu içten ve flörtöz hikâye tek kelimeyle mükemmel! Uyarı: Benim gibi sabahlamaya hazır olun. Egomanyak’ı elinizden bırakamayacaksınız. Şüphesiz 2017’nin en sevdiğim kitabı.” —Kindle Crack
Pinterest shareGoogle Plus share

Ruhumdaki Canavar │Yorum



Ruhumdaki Canavar da Ignazio'nun düşünceleri ve iç dünyası ile karşı karşıya kalıyoruz. İlk kitabın ardından ikinci kitaba hevesle başlamıştım. Ama sıkıldığım yerler oldu. Bana mantıklı gelmeyen, seçim şansı varken bu yolu seçip canavara dönüşen Naz'ı ve yaptıklarını, gerekçelerini okurken, bu durum beni düşündürdü. Bir yandan Naz'ı alıp böyle bağrıma basmak, onu kimsenin bulamayacağı bir yere götürüp, kendime saklamak istiyorum. Bir yandan da yaptıkları için, böyle biri olmayı seçtiği için onu tekmelemek istiyorum. 

Naz her ne kadar içindeki canavardan -zaman zaman- hoşlanmasa da aslında onunla bütünleşmiş bir durumda. Ve bundan büyük bir haz almakta. Naz karmaşık bir karakter. Bazen nefret ederken buluyorsunuz kendinizi bazen de öyle şeyler söyleyip, yapıyor ki içiniz parçalanıyor.

Kaldı ki Naz hiç bir zaman iyi bir adam olmadığını defalarca belirtti. Eh, bu durumda ne söylesek boş. Bize onu olduğu gibi kabullenmek düşüyor. Ve Karissa her şeyi bilmesine rağmen ve onu bu şekilde kabul etmesine rağmen biz ne desek boş.. 

Naz'ın ise Karissa'ya olan derin aşkı ve bağlılığı beni bir kez daha kendine hayran bıraktırdı. Yaşananlar kolay şeyler değil ve aslında o kadar imkansızlar ki.. Ama tüm gerçeklere rağmen birbirlerinden kopamıyorlar. 

Bilmiyorum ya.. 
Sanırım böyle karanlık, tehlikeli ve suçlu kişilere ve olaylara zaafım var. 
Kitapta geçenler elbette gerçek hayatta mantık çerçevesine oturduğum ve onayladığım şeyler değil.
Ama yine de bu tarz arızalı, sorunlu karakterleri okumak, onların iç dünyalarına inmek ve onlara dair bir şeyler okumayı seviyorum. Sanırım hiç birimiz normal değiliz. :D 

Karissa ise hikayenin kilit noktası bana göre.. Karakteri sevip sevmediğim konusunda henüz bir karara varmadım. Karissa'yı bir çatışma içinde gördük. Gitse mi kalsa mı ayrımına varamamış en sonunda kendi yolunu çizmiş olarak gördük. Bazen beni gıcık ettiği oluyor ama Naz'ın hayatına girmeseydi onu değiştiremeyecekti. Ve Naz daha da kaybolup gidebilecekti. Her ne kadar ikisi bir felaket olsa da Karissa Naz'ın hayatına girdikten sonra Naz bir nebze de olsa huzuru hissedebilmiş, onu bulmuş oldu. 

En büyük kızgınlığım ise Ray'e.. Naz'ın onu baba faktörü olarak görmesini anlayabiliyorum. Sonuçta Naz büyük bir boşluktaydı. Kaybolmuştu. Ve Ray tam onu bu noktada buldu. Ve onu kullandı. Naz'ın kendisini kullandırması ve bu zamana kadar gerçeklerin farkına varmaması beni biraz sinir etti. Neyse ki Naz intikamını aldı ve bu durumdan tatmin olmadım dersem yalan olur. 

Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri İtalya'ya gittikleri kısımdı. Cidden o sahneleri çok sevdim. Keşke hep İtalya da kalsalardı.. Ve kitabın bonus sahnesi ise ayrı bir sevdim. Beni hem tedirgin etti hem de umut vadetti. Neler olacağını üçüncü kitapta göreceğiz. 

Sevmediğim, onaylamadığım, mantıklı ve doğru bulmadığım şeyler vardı ama genel olarak sevdim gibi.. Yaa, çok güzeldi bee.. Aslında bu seri hakkında karmakarışık hissediyorum. O yüzden ne desem duygularımı ifade edemiyorum. O yüzden bir kaç alıntı ile yorumumu noktalıyorum.

__________________________

"Birini seviyorsan onun için en iyisini istersin ve bazen onun için en iyisi sen değilsindir." (227)

"Bir insanın sonu her zaman bir dostun elinden olur." (430)

"Aşkta mantığa yer yoktur. Aşk, çirkin ve karmakarışıktı. Lanet olsun ki aşk hiçbir mantığa sahip değildir. Ve ona aşığım, bu imkansız gibi görünse de.." (474)
Pinterest shareGoogle Plus share

Gözlerindeki Canavar │Yorum


"Benimle geçirdiğin her gün için bir düzine." notuyla kalbimi çaldı Ignazio Vitale. 

Başta biraz ön yargılıydım. Ama okudukça bütün ön yargılarım uçtu gitti. İlk çıktığı zamanlar aralarındaki yaş farkına belki takılabilirdim. Ama artık rahatsız etmiyor. Sonuçta Karissa her şeyi bilerek ve kabul ederek Naz'ın dünyasına dahil olmayı seçti. 

Naz hiç bir zaman iyi bir adam olduğunu belirtmedi. O hikayedeki kötü, tehlikeli ve karanlık adamdı. Hiç bir zaman aksini belirtmedi. Asla değişmem dedi, asla yapmam dedi. Ama değiştiğini ve asla yapmam dediği şeyleri yaptığını gördüm. Karissa sayesinde Naz'ın karanlık kısmında çatlaklar oluştu. Yıllar önce öldürdüğü duyguları yeniden gün yüzüne çıktı. Yeniden sevdi, aşık oldu ve güvendi. 

"Parıltılı zırhının, karanlığı az da olsa gizlediğinden kuşkulanıyor olsam da, Naz sadece benim şövalyem, korkusuz kahramanımdı. Bu düşünce beni tedirgin edeceğine meraklandırıyordu." (Syf; 127)

Karissa, Naz'dan hem korkuyor, hem merak ediyor hem de ondan ayrı kalamıyordu. Onu hem seviyor hem de nefret ediyordu. Bu dengesiz hallerini gördüm.. Okurken beni de dengesizleştirdiğini ve satır aralarındaki hissiyat hissettim. Yazarın kalemi oldukça akıcı ve insanın beynini yakan, tepe taklak eden bir kalemi var. Bir an bulutların üzerinde uçarken bir anda sert bir düşüşe geçmiş halde buluyorsunuz kendinizi..

"Aşk; çirkinlikte güzelliği, karanlıkta ışığı görmek demekti ve ışıklar sönükken önümü göremiyor olsam bile orada bana yol gösterecek bir şey olduğunu bilmekti. Aşk; kendini ters yüz etmek, başka birine teslim etmek ve ona güvenmekti... Sana dokunacağına, seninle ilgileneceğine, sana teslim olacağına ama ne olursa olsun ona verdiklerini asla paramparça etmeyeceğine inanmaktı." (Syf; 219)

Karissa, Naz'ı belki seviyordu ama Naz ona deliler gibi aşıktı. "Benden gitmene izin vermeyeceğim" dediğinde ciddiydi. Ve yaptı da.. Bütün gerçeklere ve sırlara rağmen gitmesine izin vermedi. Ve ilişkilerinde çatlaklar oluştu. Oradan oraya sürüklendiler. 

Naz ile Karissa birlikte olurlarken Naz'ın Karissa'ya karşı bir kaç sert davranışından rahatsız olsam da Karissa halinden oldukça memnundu. Haliyle bize de laf söylemek düşmez. Naz, herkesi korktuğu ama yanında olmasını istediği adamlardan biri. Karissa da bunun bilincinde her ne kadar bir yanı korksa ve şüpheyle yaklaşsa da onsuz da olamıyor. Ne seninle ne sensiz durumu gibi bir şey bu. Naz, koruması altına girmek isteyeceğiniz türde adamlardan biri. Tehlikeli, dibine kadar karanlık ama her şeyi doruklarda yaşayan ve yaşatan bir adam. Karissa da buna kayıtsız kalamıyor ve kalbini, ruhunu, tüm benliğini Naz'a kaptırıyor. Karakterleri anlayabiliyorum aslında. Ve önemli olan onlarla empati kurabilmek.. 

İşler sarpa sarıyor tabi.. Benim asıl merak etiğim aralarında aşk, aralarındaki bu güçlü bağ onları toparlayabilecek mi merak konusu. Ruhumdaki Canavar için sabırsızlanıyorum. Hikayeyi bu kez de Naz'ın ağzından okuyacağız. İyi ki hakkındaki yorumlardan etkilenip seriyi elimden çıkarmamışım. Dediğim gibi başta ön yargılıydım ama okuyunca bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Bu kadar geç okuduğum içinde üzgünüm. Ama neyse ki seri bekleme derdi olmasan kitapları peş peşe okuyacağım. 



Ve Naz..
Sen ne güzel seviyorsun be adam!
Duyduğu aşka aşık oldum!

Beklediğimden uzun bir yorum oldu. Duygularımı tam olarak aktarabilmiş değilim. Nasıl anlatırsam anlatayım sanki bir şeyler eksik kalacak gibi. O yüzden okumanız ve hissetmeniz lazım.  J. M. Darhower takip edeceğim ve sevdiğim yazarlar arasına girdi. Monster in His Eyes serisi de öyle.. Dediğim gibi beklediğimden daha çok sevdim. Bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. 

Ah, Naz..
Seni alıp bağrıma basasım, herkesten kaçırıp, saklayasım var.
Bana ne yaptın böyle.. 

Son olarak bir alıntı ile yorumumu noktalıyorum.

"O benim nefesimdi ve yanımda olmadığında nefessiz kalıyordum." (Syf; 228)

Bir kaç görsel bırakıyorum. Mutlaka bakın. 💓











Pinterest shareGoogle Plus share

Sevgili Bay Daniels // YORUM



Mükemmeldi! ♥️
Tek kelimeyle bayıldım. ♥️ 
-Sevmediğim yönleri de var elbette.-
Ve bu yazar ne yazsa okurum! ♥️
Ülkemizde daha çok kitabı çıkmalı! ♥️
Kapak tasarımına, baskısına yazarın anlatımına, kurguya ve karakterlere bayıldım. ♥️

Daniels ve Ashlyn ikisinin de hayatları acılarla dolu. Ve bu ortak paydada bir araya geliyorlar. Birbirlerinin acılarını sarıp yeniden hayatta kalma çabalarını okuyoruz. 

Karakterler duygusal, naif, deli dolu, aşık ve tutkulu.. 
Sevgili Bay Daniels sen ne güzel bir adamsın! ♥️ 
Ne güzel seviyorsun be adam..
Ashlyn, sana hayranım kadın! ♥️
Olaylarla başa çıkma çabana, azmine, ayakta kalmana, duruşuna, Shakespeare sevgine..

Ashlyn'nin üvey kardeşleri Hailey ve Ryan ile olan ilişkileri çok güzeldi. Gabby ise ölmüş olsa da çok iyi bir ikiz kardeşti. Ölümünün ardından ikizi Ashlyn'e bıraktığı mektuplar ile ona hayatta kalmayı ve devam etmeyi öğretmesi çok hoş bir düşünceydi. ♥️ Beni kalbimden vurdu. Ashlyn'in ailesine biraz gıcık olmuş olabilirim. Ne olursa olsun insanın çocukları her şeyden önce gelir. Henry ve Rebecca'yı pek sevemedim o yüzden.. Aynı şekilde Hailey ve Ryan'ın annesi Rebecca'yı da sevemedim. Bence ne olursa olsun insan çocuklarının yanında olmalı, onları kabul etmeli ve onlara destek olmalı. Hailey'e de bir noktada kızmış olabilirim. Yani, ona değer vermeyen bir adam için kendinden bu kadar taviz vermesi sinir etti. Ryan ise çok tatlı bir çocuktu. Ve yazarın onun için yazdığı sonu beğenmedim. :( Ahh, Ryan! Kalbimde bir yara olarak kalacaksın. Hep, daha iyisini hak ediyordun. 

Daniels ve Ashlyn çiftine bayıldım. ♥️ Bütün övgüyü ve puanları da onlar hak ediyor. Böyle okurken insanın içini ısıtan hikayeleri her zaman sevmişimdir. Sevgili Bay Daniels'da onlardan biri.. Yalnız okurken Shakespeare'e olan ilgim arttı. Kitap sizi Shakespeare okumaya teşvik ediyor adeta. (=

Şöyle bir şey var ki sonu aceleye gelmiş gibi hissettim. Bilmiyorum belki de karakterleri çok sevdiğimden ve onlara veda etmeye henüz hazır olmadığımdan kaynaklanıyor olabilir. Ne bileyim, sonunu daha farklı hayal etmiştim, daha uzun, daha detaylı.. Çabuk bitmeyen.. Ama yine de.. Çok güzeldi, ya.. ♥️ Cidden çok sevdim! Her ne kadar sevmediğim karakterler ve davranışlar olsa da genel olarak sevdim kitabı. 

Kimi zaman üzüldüm, kimi zaman kahkaha attım, kimi zaman sinirlendim ama en çok da duygulandım. Bana bütün duyguları aynı anda yaşattı. Yazar, duyguları okuyucuya çok iyi bir şekilde yansıtmıştı. Bu da beni kalbimden vuran noktalardan biri.. Son olarak ilk satırından son satırına kadar beni alıp götüren, insanın içini ısıtan duygu yüklü bir romandı. 

Yazarın yeni çıkacaklar olan kitaplarını merakla bekliyorum. ♥️
Pinterest shareGoogle Plus share

Kara Kurt │ YORUM





Katiller Çetesi’nde heyecan Kara Kurt’la devam ediyor… Nora’nın ortaya çıkardığı sırların ardından, Niklas ve Victor arasındaki iş arkadaşlığı da kardeşlik de derinden sarsılmıştır. Fakat Niklas her şeye rağmen yalnızca kendisinin başarıyla yerine getirebileceği düşünülen bir görev için İtalya’ya gitmeyi kabul eder. Çünkü bunu kardeşinin ihanetine karşı bir merhamet –ya da bir intikam – fırsatı olarak görmektedir. Öte yandan Niklas’a İtalya’da Izabel ve çetenin yeni üyesi Nora da eşlik edecektir. Gelgelelim İtalya’da Birlik’in düşündüğünden çok daha zorlu bir süreç yaşanacak ve çete üyeleri hiç beklenmedik olaylarla yüzleşip zor kararlar vermeye mahkûm edileceklerdir.


Okurken beni şaşırtan, dengemi bozan, sinirlendiren, hüzünlendiren, hem nefret ettiren hem de delicesine sevdiren bir kitap oldu Kara Kurt. Izabel'e karşı içimde ufacık da olsa bir sevgi kırıntısı vardı. Ama bu kitapta o kırıntı savrulup gitti. Izabel çok değişik bir karakter. Konuşuyor ama icraat yok. Bir halt bildiği yok. Haliyle beni sinir etmekten başka bir numarası yok. Victor da Izabel yüzünden kaybediyor. Aslında Victor'un duruşunu seviyorum. Mantıklı yanını ve karizmasını seviyorum. Ama dediğim gibi Izabel onu aşağı çekiyor. Ve bence Victor'ın bir planı var. Bu da 6.kitabı daha çok merak etmeme neden oluyor. Niklas'ı ise sevemiyorum, ya.. Güvenemiyorum. Her an patlamaya hazır bir bomba gibi. Nora ise kadınım! Kadının bir karizması, asaleti var. Ve bu da kendisine hayran bıraktırıyor. Ama şöyle bir şey var ki.. Kitap boyunca aklımda, kalbimde ve ruhumda hep Fredrik vardı. Benim yaralı Çakal'ım.. Yazar niye Fredrik'i üzüyor bilmiyorum. Adam kaybolmuş gibi. En iyi yaptığı şeyi bile yapamaz bir halde gördüm onu. Kitap boyunca yanarım yanarım da yazarın Fredrik ile garson kıza bir sahne yazmamasına yanarım. Yani, neden? Fredrik'in adı geçince kalp atışları hızlanan insanlarız biz, nedennn? 


Ve Jessica, böylesine manyakça ve psikopatça bir kurguyu hangi kafayla yazıyorsun merak ediyorum? Muh-te-şem-di! Teori üstüne teori üretmeme rağmen her defasında beni şaşırtıp ters köşe yaptığın için en büyük övgüler sana! Muh-te-şem-sin!


Okurken beni etkileyen, kalbimi yoran ve yüreğimi paramparça eden sahneler olmadı değil. Cidden, zaman zaman kitabı yarım bırakıp bir süre ara verdiğim zamanlarda oldu. Jessica, sağ olsun bu konuda çok başarılı. (Yani, okuyucunun dengelerini bozma konusunda) Yazarın zekasına bir kez daha hayran kaldım. Ve bir serinin her kitabı mı bu kadar okuyucuyu kendisine bağlar.


Kara Kurt, Niklas & Izabel & Nora üçlüsüne odaklıydı. Bu yüzden aksiyonu boldu. Eh, biraz aşk kırıntıları da olsa tadından yenmezdi. Şimdi, durup düşünüyorum da o son neydi öyle.. (?) 6. Kitabı nasıl bekleyeceğim? Beni darmaduman eden bir kitap oldu. Yine ve yine söylüyorum ki bu seriye bayılıyorum! ♥️
Pinterest shareGoogle Plus share

Ve Sen Kuş Olur Gidersin │ Alıntılar



Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir.
Kural böyle.. 
Sen yürüyeceksin ve beklenmedik şeylere hazır olmanın çarelerini arayacaksın. 
İyi de.. Bir şey beklenmiyorsa ona hazırlıklı olmak nasıl olacak? 


x x x 

Bazı anlarda cesaretim kırılıveriyor. Bir uçurtmaya, gözlerimi ayırmadan uzunca bir süre bakabilecek cesareti bile bulamıyorum kendimde. Uçurtmanın dengesi bozulacak, kuyruğu dolanacak ya da ipi kopacak gibi geliyor.


x x x

Arayışlar insanı yorar.
Hele aradıkların, kendi içinde gizlediğin şeylerse yorgunluğun kat kat artar. 


x x x

Tamamlanmamış bir cümledir insan.
Yalnızlığıyla bile bir araya gelemeyecek kadar ıssız.. 


x x x

İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor.


x x x

Alelacele koşarken birbirine bir şeyler söylemeye çalışan insanlar gibiyiz.

x x x

Gerçeği kabullenmek ise trajedidir tam anlamıyla. Modern zamanların illüzyonuyla sarhoş olan insanlar için  gerçeklik hep trajiktir. Yaşadıklarının bir kıyafet balosu olmadığının farkına varmak şaşırtır onları.

x x x 

İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür.

x x x 

Ömür bir çay içimi kadar zaten.

x x x 

Ölüm adil bir yargılanmanın ilk duruşmasıdır.


x x x 

En kötüsü de insanın kendisine tahammülünü yitirmesi. Başkalarına zaten tahammül edemiyordum. O günden sonra kendime de tahammül edememeye başladım. Ama ne yazık ki kendimden kaçıp kurtulma şansım bulunmuyordu.

Pinterest shareGoogle Plus share

Ve Sen Kuş Olur Gidersin│Yorum


"Önceden söyleyebilecek bir sözüm yok... Söylenmesi gereken ne varsa söylemeye çalıştım. Bu benim gibi biri için çok kolay değil. Bir çırpıda anlatmaya çalıştım her şeyi. Durup düşünürsem anlatmaktan vazgeçebilirdim.

Bazı şeyleri, anlatmaktan ötürü de pişman olacağımın farkındayım.

İnsan, duygularının apaçık bir biçimde başkalarınca bilinmesini istemez sonuçta.

Bir öykü kahramanı olmanın rahatlığına bırakıyorum kendimi...
x x x x x x x x x x x x 

"İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor."


❤ Ve Sen Kuş Olur Gidersin'de babası tarafından terk edilmiş, annesini kaybetmiş, sevdiği kadına kavuşamamış, hayatta istedikleri olmamış, kendi karanlığında kaybolmuş bir adamın hikayesini okuyoruz.

❤ Başlarda sevmiş gibiydim ama sonra beni buhrana sürükler gibi oldu. Umutsuzluğa kapıldım. Ama yine de satırlardaki yaşamışlık hissini sevdim. Tarık Tufan duyguları hissettirmede oldukça başarılı. İçine çeken bir kalemi var. Her ne kadar umutsuzluğa sürüklese de okurken "Bende böyle düşünüyorum," derken buldum kendimi. Aslında kitaptaki kurgu "gerçek hayat" ve o yüzdendir ki yaşanmışlık hissini bu kadar yakından hissettim.

❤ Dediğim gibi kurgunun insanı buhrana sürükleyen bir yapısı var. Kimi zaman üzüldüm, kimi zaman isyan ettim ama ama en çok da sevdim. Tarık Tufan kalemiyle yeni tanıştığım bir yazar ve ilk kitabı "Ve Sen Kuş Olur Gidersin" oldu. Tarık Tufan'ın satırlarındaki yaşanmışlık hissinin verdiği etkiyle yazar devam edeceğim, takip edeceğim yazarlar arasına girdi. Diğer kitaplarına da bir şans vereceğim.

❤ Sürekli aynı tür kitaplar okumaktan sıkılmış olanlar ve farklı tür arayışlarında olanlar için Tarık Tufan'ın kalemi bir şansı hak ediyor. (=


"Susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez."

Pinterest shareGoogle Plus share

[Bu Ay Neler Okudum?] Kasım│17


Kara Kurt
Ayna Kral
İntiharsızlık
Kaytansızlar
Savaş Sanatı
Romeo ve Juliet
Karanlık Yalanlar
Hayat Geç Kalma
Ve Sen Kuş Olur Gidersin

* * * 

Sanal Aşk (Harlequin)
Gizli Hayran (Harlequin)
Vahşi Sevgili (Harlequin)
Sihirli Dokunuş (Harlequin)



Pinterest shareGoogle Plus share

Sihirli Dokunuş│Yorum


Orijinal Adı: Rumours on the Red Carpet

 Harlequin (Beyaz Dizi)'den okuduğum ikinci kitap. Bizde "Sihirli Dokunuş" adıyla çıkmış. 
Beyaz Dizi'ler kitap okuyamadığınız zamanlarda ilaç gibi geliyor. Tavsiye ederim.

Esas kızımız Thia, İngiliz Edebiyatı öğrencisi ve geçimini garsonluk yaparak kazanıyor. 
Esas adamımız Lucien ise Amerikalı trilyonerimiz. 

İkili bir davet de tanışıyorlar ve birbirlerini görür görmez birbirlerinden etkileniyorlar. Thia, gururundan zerre ödün vermiyor ve Lucien'ı görmezden geliyor. Ama Lucien kızımızın peşini bırakmıyor. Çünkü istediğini alma konusunda üstüne yok. :P 

Sonra Thia da Lucien'ın çabalarına kayıtsız kalamıyor ve birbirlerini tanıma aşamasına geçiyorlar. Bu arada aralarında tutkulu sahneler geçse de komik diyaloglarda geçmiyor değil. Lucien'ın ukala ve kibirli tavrına Thia'dan sert karşılıklar geliyor. Thia'nın açık sözlülüğüne hayran, Lucien'ın ısrarcı tavrına ara ara sinir olsam da onu tatlı bulmadığım kısımlarda olmadı değil. (= 






Carole Mortimer'ın kalemini beğendim. Her ne kadar konu klişe olsa da hepimiz klişeleri severiz. :D Ben seviyorum en azından. Dediğim gibi kitap okuyamama sorunsalına ilaç gibi geliyor. Her ne kadar olaylar hızlı gelişip sonu "şak" diye bitse de bu Beyaz Dizi'lerde normal bir durum. Bu durumu da okuya okuya aşacağıma inanıyorum. :D

Yazarın diğer kitaplarına da bir şans vereceğim. (=
Pinterest shareGoogle Plus share

Ayna Kral │YORUM


Wilhelmina’nın hikâyesi tüm hızıyla sarpa sardı.
Arkadaşları ona sırtını döndü. Felaket sırasında kimliği açığa çıkınca, Indigo Krallığı Wilhelmina’yı esir aldı. Balık Kartalları’nın lideri olabilecek en kötü anda ortaya çıkınca, Wil’e Kara Bıçak olmaktan başka seçenek kalmadı. Sihri kontrol edilemez bir hal aldı. Tılsımlı topraklarda kendini koruması için yönlendirdiği bir tılsım bulutu daha sonra kendi başına cisim kazandı. Artık tılsımdan yapılmış, yaşayan bir çocuk var; yıkıcı ve ölümcül, onun için her şeyi yapabilecek bir varlık. Kalbi paramparça. Tahta çıkmaya hazır olsa da kendini kraliçe ilan etmesi, savaş çıkması demek. İstediği ile doğru olanı yapma arasında sıkışıp kalan Wilhelmina, sonunda tahtın o kadar da önemli olmadığına karar veriyor. Indigo Krallığı’nın köylerini şimdiden yok etmeye başlamış olan tılsımı kontrol edemezse, yakında yönetecek toprak kalmayacak çünkü…
Wilhelmina’nın sokaklardaki yetim bir suçludan sihir güçleri olan bir kraliçeye doğru nefes kesici, cesur yolculuğu, Yetim Kraliçe’nin ardından Ayna Kral’la sona eriyor.

Ayna Kral ile bir serinin daha sonuna geldik. Ayna Kral da ne okuduk? Wilhelmina'nın ülkesini ve halkını kurtarması ve bir yandan Tılsım Laneti ile olan mücadelesini okuduk. Kayıplar ve savaşlar oldu. Ama zafer eninde sonunda sahibini buldu. 

Genelde distopya sevmem ama Jodi Meadows bana sevdirdi. Yerim Kraliçe serisi sevdiğim seriler arasına girdi. Seri boyunca en sevdiğim şey Wilhelmina'nın mücadeleci ruhuydu. Kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durma çabaları ile gönlümü her defasında fethetti. Ve bu yüzden seride en sevdiğim karakter oldu. 😍 Hataları elbette oldu ama bu onu sevmeye engel değil. 😜 

Kitaplardaki fedakarlık dolu sahneler beni çok etkiliyor. Ayna Kral'da da böyle bir durum söz konusu. Yapılan fedakarlıklar okurken yüreğe dokunuyor. 😢 Hislerimi nasıl anlatsam bilmiyorum. 🙊 Çok güzeldi, ya. 😍 Beni hem heyecanlandırdı, hem hüzünlendirdi, hem de darmadağın etti. 😔 

Ne söylesem spoiler olacak. O yüzden bu seriye bir şans verin. 🍀 

Yazarın anlatımı ve özellikle kurguladığı dünyaya bayıldım. 💜 Yazar detayları ile okuyucuyu bunaltmıyor. Aksine sanki o kurgulanan dünyada bir karaktermişsiniz hissi veriyor. Benim en sevdiğim yönü bu oldu. Ve Jodi Meadows gerek diğer serisi gerek Yetim Kraliçe serisi ile takip edeceğim yazarlar arasına girdi. Cidden! Bu yazarın kalemi ile tanışmanız lazım. Sizi sürükleyen, alıp götüren bir anlatımı var. 

Kitabın baskısına ise bayılıyorum. Kapak resmi şahane değil mi? 😍 Çevirisi ile de oldukça göz doyurucu olduğunu söyleyebilirim. Zira sayfalar su gibi akıp ilerlerken bir yandan bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum kısımlarda oldu. 

Sevdiğim şeyler kadar sevmediğim şeyler de vardı kurgu içerisinde. Her kitapta olduğu gibi.. Ama bu durum sevdiğim şeylere gölge düşüremedi tabi. 😁 

Kitaptaki o evrene girebilmek için, Wilhelmina'nın bütün yaşadıklarına rağmen bocalarken verdiği Kraliçe olmanın mücadelesini okumak için bu seriye bir şans vermelisiniz. 👑
Pinterest shareGoogle Plus share
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI